Her devasa koleksiyon, bir zamanlar sadece tek bir kutuydu. Ofisinizin bir köşesinde parlayan o ilk Batman figürü ya da masanızın üzerindeki ilk Star Wars LEGO seti... Koleksiyonculuk bir eşya biriktirme yarışı değil, aslında kendi kişisel tarihinizi ve tutkularınızı somutlaştırma yolculuğudur.
Trendleri veya "en pahalı hangisi?" sorusunu bir kenara bırakın. Sizi çocukluğunuza götüren, gördüğünüzde yüzünüzde bir gülümseme yaratan o evreni seçin. Batman’in karanlık ve şık dünyası mı? Star Wars’un epik galaksisi mi? Yoksa PlayStation başında geçirdiğiniz o unutulmaz saatler mi?
Bir anda devasa setlere veya yüzlerce figüre sahip olmanıza gerek yok. Başlangıç için ikonik bir "kask" serisi veya 1/64 ölçekli bir Mini GT modeli harika birer giriş kapısıdır. Küçük parçalar, büyük koleksiyonların temel taşlarıdır.
Koleksiyonunuzu sadece bir kutu olarak görmeyin. Ona evinizde veya ofisinizde bir yaşam alanı açın. Şık bir raf, yumuşak bir ışıklandırma ve yanına koyacağınız taze bir fincan kahve... İşte o an, o köşe sadece bir raf değil, sizin "güvenli bölgeniz" haline gelir.
Koleksiyonculuk paylaştıkça güzelleşir. Hikayesi olan parçaları seçin ve bu hikayeleri başkalarına anlatın. Çünkü her parçanın bir ruhu vardır ve her koleksiyoner, aslında bir hikaye anlatıcısıdır.
Unutmayın: En değerli koleksiyon, bakmaktan en çok keyif aldığınız koleksiyondur.